:::...::::...MALPERA MÜZİKA KURDİ::..::...kÜRTÇE MÜZİK SİTESİ


:::...::::...MALPERA MÜZİKA KURDİ::..::...kÜRTÇE MÜZİK SİTESİ
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
RADYOGIRIS
DIYAR-FM
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
 Hoşgeldin; Misafir

Toplam 7 Mesajın Var.

Kayıt Tarihin:

Son Ziyaretiniz:


3517 Gündür yayındayız
1030 Konumuz var
1166 Mesaj gönderildi
65 Kullanıcımız Var
Son Üyemiz : serhan
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En iyi yollayıcılar
evinaroje
 
HALIL
 
CANWER
 
*dilana_kurda*
 
kani
 
_JIN_
 
lawike_xerib
 
rojj-hat*
 
kızıl_isyan
 
SonSuzoL
 

Paylaş | 
 

 Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
CANWER
RADYO DJ
RADYO DJ


Erkek Mesaj Sayısı : 290
Yaş : 36
Reputation : 1
PUNLAMA : 30133
Kayıt tarihi : 11/12/09

MesajKonu: Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor   C.tesi Ara. 26, 2009 8:27 am

Acaba küresel ısınmanın etkisinden dolayı kene sayısı arttı mı? Acaba kaçak veya kaçak olmayan hayvan ticareti nedeniyle keneler mi geldi? Yoksa
Ülkemiz ilk olarak 2002 yılında kene ısırığı ile bulaşan, kısaca KKKA olarak bilinen “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” hastalığı ile tanıştı. Bu tarihten sonra özellikle Orta Anadolu ve Güney Karadeniz bölgelerinde görülen hastalık son beş yıl içinde ciddi bir artış gösterdi. 2008 yılı Haziran ayı itibariyle olgu sayısı 400’e yaklaştı, 30 ölüm var. 2008 yılında beklenen olgu sayısı 800 civarında. Bu tablo karşısında insanlarda ortaya çıkan kene kaygısının kısmen bilgisizlikten kaynaklandığı görülüyor. Kamuoyundaki bilgi yoksunluğunu gidermek için Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümünden Doç. Dr. Önder Ergönül’ün görüşlerini aldık. Reyhan Oksay
Acaba küresel ısınmanın etkisinden dolayı kene sayısı arttı mı? Acaba kaçak veya kaçak olmayan hayvan ticareti nedeniyle keneler mi geldi? Yoksa göçmen kuşlar mı getirdi bir yerlerden bu keneyi? Yoksa bir bio-terorizm ajanı olarak mı ortaya çıktı? Bizler şimdi bu soruları yanıtlamaya çalışıyoruz.”
• Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, adı üzerinde kanamayla ve ateşle seyreden ve ülkemizde ilk kez 2002 yılında saptanan bir hastalık. Etkeni “Nairovirüs” ailesinden “Bunyaviridae” türünden bir virüs. Virüs keneler tarafından taşınıyor. Keneler, toprakta, hayvanlar veya bitkilerin üzerinde bulunabiliyor.
• Kene dışında taşıyıcı (vektör) var mı? Örneğin sivrisinekler de bulaştırır mı?
Kene dışında sivrisinekler, bit, pire gibi canlılar taşıyıcı olarak tespit edilmiş değil.
• Keneler uçar mı, zıplar mı, ağaçtan düşebilir ya da balkondan tırmanabilir mi?
Hayır. Kenelerin kanatları yoktur, vücutları zıplamaya veya uçmaya uygun değildir. Çok hızlı yürüyerek hareket edebilirler.
• Köpek ve kedilerde bulunan keneler KKKA açısından riskli mi?
Özellikle köpek ve kedilerin üzerinde bulunan keneler ülkemizde KKKA virüsünü taşıyan türü değildir. Ayrıca, bu hayvanların üzerine tutunmuş olan keneler hiçbir zaman tutunduğu konağı bırakıp insanların üzerine gelmezler. Ancak yine de bu hayvanların üzerindeki keneler çıplak elle toplanmamalıdır, eldiven giyilmelidir.
• Son zamanlarda sıkça basına yansıyor. İstanbul’da kene sokan vatandaşlarımız doktorlara koşuyorlar. Her kene virüsü taşıyabilir mi?
Taşıyıcı olan kene türü “hyalomma” türleri. Ama ülkemizde başka kene türleri de var. Örneğin Batı Anadolu’da ve İstanbul’da hakim olan “Ixodes” keneleri virüsü çoğunlukla taşımıyor. O nedenle, pek çok kene sokması olmasına rağmen, hastalığı Orta Anadolu ve Güney Karadeniz’de görüyoruz ama Batı Anadolu’da sık değil. Bugüne kadar İstanbul’da yerli olgu saptanmadı. Ancak 2008 yılında Çanakkale ve Antalya illerinde yerli olgular saptandı.
• Virüs keneler tarafından insanlara bulaştırıldıktan sonra neler oluyor?
Kene her zaman fark edilmeyebiliyor. Kene sokması ağrı, kızarıklık, şişliğe neden olmuyor. Hasta olan kişilerin sadece yüzde 60’ı kene sokmasının farkına varıyor, yüzde 40’ı farkında bile olmuyor. Çünkü, özellikle kenelerin yeniyetme olanları (nemf) küçücük bir ben gibi yer alabiliyor insanlar üzerinde. Bu yüzden, kene teması şüphesi varsa, her gün vücudun izlenmesi dışında seçenek yok.
• Hastalık ne gibi belirtilerle başlıyor?
Virüs, kene aracılığı ile vücuda zerkediliyor. Bunu takiben bazı insanlarda 1-7 gün süren kuluçka döneminin ardından yaygın kas ağrıları, şart olmamakla birlikte ateş, bitkinlik ve kırgınlık görülüyor. Hastalığın ilk aşamasında grip benzeri bir tablo oluşuyor. Hastaların , bu bulguları saptadıklarında erken dönemde doktora gitmelerini öneririm. Erken dönemde antiviral tek ilaç olan “ribavirin” başlanabilirse etkili oluyor. Bu bulgulardan birkaç gün sonra hastaların bir kısmında kanamalar başlayabiliyor. Çok çeşitli organlardan kanamalar olabiliyor. En sık görülenler dişeti, burun, mide-bağırsak sistemi kanamaları, daha az sıklıkla olmak üzere vajinal kanamalar ve iç kanamalar. Kanamalar başladıktan sonra, hastalık bazı kişilerde öldürücü seyredebiliyor.
• Her KKKA hastası ölür mü?
Kesinlikle hayır.
• Ölüm oranı nedir?
Bu hastalığın dünyadaki fatalite (ölüm) oranı yüzde 30 civarında, Türkiye’de ise yüzde 7 civarında.
• Ölüm oranı neden Türkiye’de daha düşük?
Türkiye’deki destek tedavi hizmetleri karşılaştırma şansımız olan 30 ülkeye göre daha iyi. KKKA görülen karşılaştırdığımız ülkeler Afrika, Asya ve Orta Doğu ülkeleri. Afrika’da Kongo, Senegal, Güney Afrika Cumhuriyeti, Asya’da Pakistan, İran, Irak, Türkmenistan, Avrupa’da ise Balkan ülkeleri. Ayrıca ölüm oranlarındaki farklılık, virüs alt türlerinin (suş) farklılığına bağlı da olabilir.
• Ülkemizde saptanan virüs alt türleri farklı mı?
Bugüne kadar saptanan toplam 8 farklı virüs alt türü var. Ülkemizde saptanan suşlar İran ve Irak’ta saptanan türlerden farklılık gösteriyor, Balkan türleriyle ise aynı.
• Hastalığın tarihçesi hakkında da biraz bilgi verebilir misiniz?
Hastalığın 12. yüzyılda İsmail el Cürcani tarafından tarif edildiği iddia ediliyor. Tabii ki o zaman etken olarak virüs henüz söz konusu değil. Ama kuşların etken olduğundan söz etmiş. Gerçekten de keneler kuşlarla taşınabiliyor. Hatta ülkeden ülkeye yayılırken bunun etken olduğu söylenebiliyor. Yakın tarihte ilk kez 1945 yılında ismi “Kırım Kanamalı Ateşi” olarak tanımlandı. “Kongo”da 1956 yılında Amerika’lı bilim adamları tarafından saptandı.
• İlk olarak Kırım’da mı görülmüş?
Evet. Nazilerin 1940’ta Kırım’ı işgal ettiler. Kırım halkı, avlanma yasağı koydular. Tavşan avlanırmış o bölgede. Ancak halk avlanmayınca, bölgede doğal hayata bir dönüş söz konusu oldu. Ve 1945’te Kızıl Ordu Nazileri kovaladığında ekinlerin biçilmesi gerekiyordu. Hasat yapılması gerekiyor ve Kızıl ordu askerleri hasat toplanmasında yardımcı oluyorlar, ilk defa 200 Sovyet askeri hastalanıyor. Bunlardan da 20 tanesi ölüyor. Tabii ki bu olay çok dikkat çekiyor. Bununla ilgili olarak ekolojistlerin görüşü şu: “Doğal hayata dönüldü, ortam rahat bırakıldı, kenelerin sayısı arttı ve ilk defa böyle bir hastalık ortaya çıktı.” Tıbbın da gelişmiş olması nedeniyle Stalin tarafından bölgeye 30 farklı alandan uzmanlar gönderiliyor. Bu uzmanlar incelemeler yapıyorlar, hakikaten değerli çalışmalar yapıyorlar. 1945’te bunun bir virüse bağlı olabileceğini belirliyorlar ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak bu sendromu tanımlıyorlar.Yıllar sonra 1967 yılında bu kez eski adıyla Zaire, şimdiki adıyla Kongo’da Amerikalılar aynı hastalığı tarif ediyorlar ve virüsü izole ediyorlar. Bunun üzerine 1970 yılında hem Sovyet hem Amerikalı araştırmacılar ABD’de Yale Üniversitesi’nde bir araya geliyorlar ve virüsün adına “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi” adını veriyorlar. Bu arada birçok başka ülkede görüldüğü de ortaya çıkıyor. Şu an dünyanın 30 ülkesinde görülüyor. Çin’de, Afrika’da tabii özellikle; Kongo, Moritanya, Burkina Faso, Tanzanya, Senegal gibi ülkeler, Orta Doğu’da; Irak, Pakistan, İran, Birleşik Arap Emirliği, Oman Sultanlığı, Senegal, Suudi Arabistan ve Balkanlar’da; özellikle Arnavutluk, Yugoslavya ve Bulgaristan’da görülüyor. Haritaya bakılırsa, bizim komşularımızın tamamında görülüyor. Yani etrafımız Kırım-Kongo ile sarılı diyebiliriz.
• Neden 2002 yılında Türkiye’de görülüyor, yani komşularımızdan bu kadar yıl sonra?
Bizler bu sorunun yanıtını bulmaya çalışıyoruz. Acaba küresel ısınmanın etkisinden dolayı kene sayısı arttı mı? Acaba kaçak veya kaçak olmayan hayvan ticareti nedeniyle keneler mi geldi? Yoksa göçmen kuşlar mı getirdi bir yerlerden bu keneyi? Yoksa bir bio-terorizm ajanı olarak mı ortaya çıktı? Bir komplo teorisi olarak bu da ileri sürülebiliyor. Bizim ülkemizde yapılan güzel bir çalışmada, ülkemizde görülen suş ile komşu ülkelerdeki suşlar karşılaştırıldı. Biz ilk başta, İran ve Irak’tan gelen kaçak hayvanlar aracılığıyla olabileceği düşünüyorduk. Yani bir hayvanın üzerinde kene gelir, sonra o bizim hayvanlara sıçrar, orada çoğalır ve insanlara geçebilir diye düşünüyorduk. Oysa böyle bir şeyin olmadığı, bizim suşumuzun İran ve Irak’tan tamamen farklı olan Balkan ve Rus suşlarıyla aynı olduğu gösterildi.
• Balkanlardan nasıl gelmiş olabilir?
Göçmen kuşlar olabilir ama bunu bilimsel olarak tasarlamak, ispatlamak gerçekten çok zor. Gerçi, kuş gribi olgularından sonra, kuşların hastalık taşıyabileceği düşüncesi kabul edilebilir olmaya başladı ya da hatırlandı.
• Başka bir nedeni olabilir mi?
Seyahatlerle insanların taşımış olması zor bir olasılık. Dünyada 8 farklı suş var. Bunlar içerisinden Türkiye suşu Balkan suşlarıyla yakınlık gösteriyor. Bunu söyleyebiliyoruz. Bu arada hayvanlar hasta olmuyor, bu önemli. Birçok hayvanda virüs saptanabilir; deve, deve kuşu, küçük-büyükbaş hayvanlar, tavşanlar, kuşlar. Ülkemizde deve kuşu olmadığını varsayarsak, tavşanlar ve kuşlar kritik burada. Hayvanlar ölmüyor. Veterinerlik açısından böyle bir sorun söz konusu değil. Köylü bu yüzden hayvanını kaybetmiyor ama hayvan rezervuar görevi görüyor. Keneler, hayvanlara virüsü enjekte ediyorlar, hayvanların kanında virüs dolaştıktan sonra başka keneler de bunu alıyorlar. Derken bir kene bin kene olarak, çoğalarak bunu başka yerlere taşıyorlar. Hayvanlardan keneleri temizlemeye çalışan insanlar, özellikle bu işlem sırasında infeksiyon kapıyorlar. Hayvan teması dışında, bitkiler ile temas ile, hatta kenelerin toprakta bulunması nedeniyle insanlar kenelerden etkilenebilirler.
• Kuş gribi sonrasında kanatlı hayvanların itlaf edilmesinden sonra kene sayısının arttığı ileri sürülüyor. Bu konuda ne dersiniz?
Evet böyle bir söylenti var ama inandırıcılığı çok güçlü değil. Enfeksiyonun yayılması daha çok sıcaklığın artmasına ve buna bağlı olarak kene sayısının artmasına bağlı.
• Şimdi isterseniz Türkiye’deki duruma gelelim. Türkiye’de nerede ve nasıl görüldü?
Türkiye’de ilk kez 2002 yılında Tokat’ta görüldü. Ama ilk tanı 2003’te konuldu. Tokat, Sıvas, Yozgat illeri vakaların yüzde 85’inin toplandığı illerdi. Daha sonra, Çankırı, Gümüşhane, Trabzon yöresi ve Kastamonu eklendi.
• Olgular giderek artırıyor mu?
Son beş yıl içinde hasta bildirimlerinde ciddi bir artış gözlendi, 2002 ve 2006 yıllları arasında 1103 olgu bildirildi ve bu olguların 59’u (%5) kaybedildi. 2007 yılında 717 kişi hasta oldu ve 33 kişi öldü. 2008 yılı Haziran ayı itibariyle ise olgu sayısı 400’e yaklaştı, 30 ölüm var. 2008 yılında beklenen olgu sayısı 800 civarında. Hastaların artışında henüz çan eğrisinin çıkan ayağındayız. Çan eğrisinin bir de inişi olmalı ama bu inişe henüz geçemedik.
• 2002’de ilk kez görüldü, 2003’te ilk kez tanı konuyor. Peki 2002’deki vaka nasıl belirlendi?
2002’de tanı konmadı. 2003’te kondu ilk tanı Türkiye’de. Yani, ciddi bir gecikme var tabii ki.
• O zaman 2002’deki vakanın bu olduğunu biz 2003’te tanıyı koyduktan sonra, geriye dönerek anladık öyle mi? O zaman bunun daha da geriye dönük olması ya da kaydedilmemiş vaka olması ihtimali var mı?
Bu konuyu uluslararası platformda hep tartışıyoruz. Acaba daha önce de vakalar vardı da atlandı mı diye. Özellikle yabancı meslektaşlarımız bu soruyu bizlere yöneltiyorlar. Ama bu hastalık öldürücü bir hastalık olduğu için atlamak çok kolay değil. Mesela 1999’da olsaydı muhtemelen dikkatimizi çekerdi. 2001’de şüpheli bir takım olgulardan söz ediliyor ama 2002’de kesin vaka var. İranlılar bize diyorlar ki, oluyordu ama siz atlıyordunuz muhtemelen. Biz de, bu şekilde kanamayla birlikte gelen dikkat çekici ölümler olsaydı, bu bir şekilde dikkat çekerdi, atlanmazdı diyoruz.
• Hastalık mevsimsel mi seyrediyor?
Evet. Nisan ayında başlıyor ve Ekim ayına kadar sürüyor.
• Bunun nedeni nedir?
Keneler. Kenelerin yaz mevsiminde daha yoğun olması. İnsanların açıkta çalışmaları. Soğukta keneler donuyorlar. Ve donunca inaktif oluyorlar. Kış aylarında söz konusu değil. Kenelerin aktif olması için artı 5 derece sıcaklığa ihtiyaç var. İşte küresel ısınmanın etkisi var mı diye düşünmemizin nedeni bu. Örneğin Nisan ayı çok kritik. Nisan’da başlıyor bu vakalar. Nisan ayında sıcaklıklar son zamanlarda artıyor da o nedenle kene popülasyonu daha mı erken hareket ediyor gibi bir soruyla yaklaşıyoruz.
• Peki kene popülasyonunun artışını etkileyen sıcaktan başka faktör var mı? Örneğin; pislik, vs?
Sıcaktan başka; doğrudan pislikle bağlantısı kurulamayabilir ama bir ekolojik denge ürünü. Kendi haline kalan ekolojik ortamlarda kene nüfusunda bir artış görüyoruz. Böyle bir etkisi oluyor.
• O zaman şöyle düşünemiyoruz: Tarım ve hayvancılığın yoğun olduğu yerlerde ya da kırsal bölgelerde görülüyor diye bir genelleme yapamıyoruz öyle mi?
Evet. Burada bir de şu var. Bu kene türünün olduğu yerlerin belirli özelliği var. Daha sulak ve daha nemli yerler. Avrupa’da hakim olan Ixodes türü keneler daha da nemli ortamda bulunuyor. Bu kene türünün özellikle böyle değişik iklimsel şartlarda üremesi söz konusu. Karadeniz’in güneyi, İç Anadolu’nun kuzeyi.
• İnsanlar korunmak için neler yapabilirler?
Keneleri tamamen yok etmek mümkün değil ya da çok zor. Aslında ekolojistlerin söylediğine göre doğru da değilmiş bu; bunun da bir dengesi var çünkü. Keneler sadece hayvanlarda değil, çalılıklarda, bitkilerin üzerinde de bulunabildiği için yok etmek çok zor. Bunun için doğayı tahrip etmeniz gerekir, ve ekolojik denge bozulabilir. Bu durumda asıl mesele keneden korunmak. Özellikle endemik bölgelerde keneden korunmamız gerekiyor. Bu bölgelerde bulunanlar vücutlarını tamamen örtmeliler, keneleri temizlemeye kalkmamalılar, herhangi bir belirti gördüklerinde ise hemen doktora başvurmalılar.
- Burada hekimlerin yapması gerekenler neler?
Yapılabilirse tam kan sayımı ile basitçe ön tanı konabilir, trombosit sayısı, beyaz küre, bunlarda düşüklük varsa hemen daha büyük bir merkeze sevk edilebilir, kanamayı beklemeden. Daha büyük merkezlerde biyokimyasal testlerle de tanıya doğru gidiyoruz. Asıl tanı Hıfzısıhha’da konuyor, oraya serum gönderiyoruz. Ve tedavi açısından da gerekli kan ürünleri desteklerini sağlıyoruz. Tek antiviral ilaç ribavirin. Ribavirin özellikle hastalığın ilk evresinde etkili ama hastalığın geç evresinde pek de etkili değil.
- Aşısı var mı?
1974 yılında Bulgarlar bir aşı yaptılar ve uyguluyorlar. Ama çok etkin bir aşı değil. Sadece Bulgaristan’da uygulanıyor. Pasif bağışıklamaya dayanan bir aşı. Ancak Bulgar meslektaşlarımızdan bu konuda ayrıntılı bilgi alamadık.
- Bir sonraki senenin olgu sayısı hesaplanabilir mi?
Olgu sayılarınının nasıl seyredeceğine dair düşünülmüş tahminler ileri sürülebilir. Bu amaçla etkenin çoğalmasını ve yayılmasını matematiksel modeller oluşturulabilir. Ülkemizdeki KKKA olguları için böyle bir çalışma yapılmamıştır. Hastalığın 2002 yılından itibaren başlayan salgın eğrisini dikkate aldığımızda olguların seyri hakkında fikir ileri sürebiliriz. Bu durumda, bu yıl olgu sayısı en az 700 dolayında olacaktır.
- Hastalanan hekim oldu mu?
Hastalanan hekimler ve hemşireler oldu oldu. Bugüne kadar yaklaşık 15 sağlık çalışanı KKKA enfeksiyonuna yakalandı ve 2 kişi kaybedildi.
- Risk grupları nasıl korunacaklar?
Sağlık çalışanları enfeksiyonu hastaların kan ve vücut sıvılarından alıyorlar. Hastanın kan ve vücut sıvılarına temas ederken, evrensel bariyer önlemleri dediğimiz önlemleri almak gerekiyor mutlaka. Eldiven, maske ve uzun önlük kullanmak gerekli. Hava yoluyla bulaşması gösterilmiş değil literatürde. Bizim hemşire arkadaşlarımıza böyle bulaştı. Hastayla bu şekilde şüpheli teması olan sağlık çalışanları mutlaka dikkatle izlenmeli. Ve belli laboratuvar testleri ile takip edilmeli. İlginç olarak hastane bulaşı olan bir zoonozdan söz ediyoruz.
Not:
*Doç Dr.Önder Ergönül: Harvard Üniversitesi, Halk Sağlığı Okulu’nda Halk Sağlığı alanında yüksek lisans yapan Ergönül, çalışmalarını dünya literatürüyle birleştiren kapsamlı bir derleme yazısı Lancet Infectious Diseases (EF=10.5) dergisinde yayınlandı. KKKA Tedavisi üzerine olan bir diğer derleme yazısı ise Antiviral Research (EF=3) dergisinde yayınlandı. Dr.Ergönül, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi konusunda dünyadaki ilk ve tek kitabın editörüdür (Crimean-Congo Hemorrhagic Fever: A Global Perspective, Springer, 2007). Kırım Kongo Kanamalı Ateşi alanında halkı bilgilendirici çalışmaları nedeniyle Türk Tabipleri Birliği tarafından 2007 yılında Prof.Dr.Nusret Fişek Halk Sağlığı Bilim Ödülü verildi.
** Dr.Ergönül yanıtlarında Prof.Dr.Ayşen Gargılı, Doç.Dr.Zati Vatansever, Uz.Dr.Kenan Midilli’nin katkılarından yararlandığını belirtiyor.
KUTU:
EFSANELER (Pseudo-hipotezler), YANLIŞLAR VE DOĞRULAR
1. Efsane: “Keklikler keneleri yedikleri için etkili bir araç olarak kullanılmalı ve doğaya salınmalıdılar” Tarım Bakanlığı bu amaçla çok sayıda keklik üretildiğini açıklamıştır.
Yanıt ( Doç.Dr. Zati Vatansever): Doğada kene yumurtalarını tüketebilecek bazı predatörler (avcı böcekler) var. Hatta bir çok kuş türü konak arama durumundaki erişkin keneleri yiyebilmektedir. Ancak, bunların hiç biri kene populasyonunu kontrol edecek kadar etkili değildir ve günümüzde kenelere karşı predator veya kuş kullanılması ile ilgili hiç bir rasyonel/bilimsel eğilim yoktur. Bir de söz konusu kene, KKKA’nın taşıyıcısı Hyalomma marginatum olduğunda, durum daha da karışık hal almaktadır. Bu kenenin larva ve nimf dönemi öncelikli olarak hindi, keklik ve karga gibi yerden beslenen kanatlılara tutunmayı tercih eder. Bu nedenle, bu gibi hayvanlar keneyi tüketmenin aksine, bu kenenin sayısal artışında rol oynarlar. Daha da çarpıcı olanı ise, yaptığımız çalışmalarda keklikler üzerinden topladığımız Hyalomma marginatum’ların (doymuş nimf olarak toplanıp aç erişkin haline getirildi) Kırım-Kongo Kanamalı ateşi virüsüne de rastlamış olmamızdır. Bu da, keklik ve benzeri yerden beslenen kuşların kene sayısının artışı yanında, hastalığın yayılışına da katkıda bulunabileceği olasılığını ortaya koymaktadır. Durum böyleyken, herhangi bir ön araştırma yapmadan, Hyalomma marginatum’un bulunduğu alanlara keklik salmak, çok riskli bir girişim olabilir.
2. Efsane: “Karıncalar keneleri yedikleri için bol miktarda doğaya salınmalıdırlar”
Yanıt (Dr. Kosta Y. Mumcuoglu): Doğanin her yerinde bulunan karıncalar ozellikle kenelerin en büyük düsmanidirlar. Israil’de yaptigimiz bazı arastirmalarda bitkilerin ustunde konaklarinin oradan gecmesini bekleyen Rhi***ephalus sanguineus ve R. turanicus’un karınca kolonilerinin ve yollarının bulunduğu bölgelerde cok daha nadir oldugunu gozledik. Ancak butun bu biyolojik ajanlarin kene populasyonlarinin ustunde buyuk ve kalici bir etki yaptiklari dusunulemez. Cok sayidaki konagin paraziti olabilen keneler, butun bu patojenlere ragmen degişik biyotoplarda ve buyuk sayilarda gorulmektedirler.
3. Efsane: “Keneyi çıkarmak için üzerine sıvı sabun dökün”, “bir parça pamuğu top haline getirin ve üzerine sabun dökerek tamamen sabun ile kaplanmasını sağlayın, 15-20 saniye sonra kendiliğinden çıkar”
Aşağıdaki bilgi internette dolaştı, bazı gazetelerde yer aldı, ancak doğru bir yöntem değildir.
4. Efsane: “Tavukların kuş gribi nedeniyle itlaf edilmeleri, KKKA salgınının ilerlemesine neden oldu”
Yanıt: Hayır. İtlaf edilen tavuk ve kanatlılar ev tipi yetiştiricilik şeklinde bahçelerde veya çiftliklerde bulunmaktaydı. KKKA’nın vektörü olan Hyalomma marginatum ise doğal yaşam alanlarında, ormanlık bölgeler ve komşu tarım alanlarında yayılırlar. Bu nedenle itlaf edilen kanatlıların bu kenelerin yaşamı üzerinde etkin bir rolü olamaz.
5. Efsane: “Terörist gruplar, kaçak hayvanlarla İran veya komşu ülkeler yoluyla virüsü soktular”
Doğru değil. Çünkü, Türkiye’de saptanan virüs türü, İran türlerine uzak. Balkan ve Güney Rusya türlerine yakın.
6. Efsane: “Yabancı istihbarat örgütleri biyoterör ajanı olarak havayolu veya başka bir yolla keneleri Anadolu topraklarına serptiler”
Elde hiçbir kanıt yok.
7. Efsane: “Rusya ve Balkanlardan ithal edilen tomruklarla gelen kenelerle girdi”
Doğru değil. Tomruk ithali çok önceden de vardı.
8. Efsane: “Ukrayna (Kırım Ukrayna sınırlarında), Balkanlar ve Rusya’dan gelen ve fahişeliğe zorlanan kişiler getirdi”
Kenelerin insandan insana bulaşı bildirilmedi.
9. Efsane: “Küresel ısınma sonucu hastalık yayıldı”
Küresel ısınma kolaylaştırıcı faktörlerden sadece biri olabilir. Biyolojik ortamdaki değişmeler ve virüsün göçmen kuşlarla Anadolu’ya gelmesi en geçerli açıklamadır.
10. Efsane: “Etlerle bulaşabilir”
Dünya literatüründe bu yönde hiçbir kanıt yok.
11. Efsane: “Avusturya ve Almanya’da aşısı bulunmaktadır”
Kenelere karşı aşı yoktur. Ancak, kenelerin taşımakta oldukları ajanlara karşı aşılar olabilir. Sözü edilen aşı, kene kaynaklı ensefalite karşı yapılan aşıdır. KKKA virüsüne karşı hiçbir etkisi yoktur. Bu nedenle, Avusturya ve Almanya’ya giden vatandaşlarımız bu aşıları Anadolu’daki yakınlarına önermemelidir.
Çerçeve içinde yer alacak şekilde:
Keneler hakkında Ne Biliyoruz?
Prof.Dr.Ayşen Gargılı
Dünya üzerinde 889 tür kene bulunur, bu türlerden 30 kadarı insanda hastalık yapan etkenler taşırlar. Ülkemizde ise en yaygın olarak Hyalomma, Rhi***ephalus ve Ixodes türleri bulunur. Bu türler farklı coğrafyalarda farklı oranlarda bulunurlar.
Kenelerin vücut yapıları böceklerde farklıdır. Yaşam döngülerinde larva, nimf ve erişkin olmak üzere farklı büyüklüklerde olan formları vardır. Yaşamları süresince 1-3 konak kullanabilirler. KKKA’nın vektörü olan H.marginatum iki konaklı bir türdür.Aç larva olarak tutunduğu ilk konağı doymuş nimf olarak bırakır. Bu dönemde tavşan, kirpi ve yerde beslenen kuşları tercih ederler. Toprakta bir aya yakın bir sürede gömlek değiştirip, aç erişkin olur ve ikinci konağa tutunurlar. Bu dönemde ise sığır, koyun, at, yaban domuzu ve tesadüfi olarak da insanlara tutunurlar. İnsanlara tutunan erişkin keneler 2 hafta kadar süreyle kan emip doyarlar. Virüsü bu sürede bulaştırırlar. Tutundukları andan sonra saatler içinde virüsü bulaştırma olasılığı vardır. Doymuş keneler tekrar toprağa düşerek yumurtalarını bırakırlar.
28.06.2008 Cumhuriyet / Bilim Teknik
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Virüs taşıyan keneler dehşet saçıyor
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
:::...::::...MALPERA MÜZİKA KURDİ::..::...kÜRTÇE MÜZİK SİTESİ :: Genel Sağlık, Bilim ve Teknik, Hayvanlar Alemi, Yemek Tarifleri :: Sağlık-
Buraya geçin: